Elazığ
05 Mayıs, 2026, Salı
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

İLAHİ TERAZİ

05 Mayıs 2026, Salı 11:20
İLAHİ TERAZİ

Modern dünyanın en büyük sınavlarından biri, emeğin değerini doğru tartabilmektir. Gökdelenlerin yükseldiği, üretimin hızlandığı, rekabetin keskinleştiği bir çağda; çoğu zaman gözden kaçan en temel hakikat şudur: Her alın teri, bir insanın onurudur. Ve her onur, korunması gereken bir emanettir.

İslam düşüncesinde “kul hakkı”, sadece bireysel ilişkilerin değil, toplumsal düzenin de temel direklerinden biridir. Bu bağlamda işveren ile çalışan arasındaki ilişki; salt ekonomik bir sözleşmeden ibaret değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir akittir. Zira bu ilişki, bir tarafın emeğini, diğer tarafın ise imkân ve sermayesini ortaya koyduğu karşılıklı bir güven zeminidir.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), “İşçinin ücretini alın teri kurumadan veriniz” buyurarak, emeğin geciktirilmeden karşılık bulmasının önemine dikkat çekmiştir. Bu uyarı, sadece bir tavsiye değil; aynı zamanda insanlık onurunu koruyan evrensel bir ilkedir.

Ücretin zamanında ödenmemesi, eksik verilmesi ya da çalışanların sosyal haklarının görmezden gelinmesi; sadece hukuki bir ihlal değil, kul hakkına giren ağır bir vebaldir.

Öte yandan meseleye tek taraflı bakmak da eksik olacaktır.

Çalışan için de sorumluluklar vardır.

İşini ihmal etmek, verilen görevi savsaklamak, işverene zarar verecek şekilde davranmak da aynı şekilde bir hak ihlalidir. Çünkü kul hakkı, sadece güçlü olanın zayıfa karşı işlediği bir haksızlık değil; her iki tarafın da birbirine karşı sorumluluklarını kapsayan geniş bir ahlaki çerçevedir.

Bugün iş hayatında yaşanan pek çok sorun; aslında bu karşılıklı sorumluluk bilincinin zayıflamasından kaynaklanmaktadır.

İşverenin çalışanını bir maliyet kalemi olarak görmesi ne kadar yanlışsa; çalışanın da işini bir zorunluluk yükü olarak görmesi o kadar yanlıştır. Oysa emek, kutsal bir değerdir. Ve bu değerin korunması, ancak karşılıklı saygı ve adaletle mümkündür.

Unutulmamalıdır ki; bir toplumun huzuru, sadece mahkeme salonlarında sağlanan adaletle değil, iş yerlerinde kurulan vicdan terazisiyle de doğrudan ilişkilidir. Eğer bir iş yerinde hak gözetilmiyor, emek sömürülüyor ya da sorumluluklar ihmal ediliyorsa; orada ne bereket kalır ne de huzur.

Bugün hepimize düşen görev; ister işveren olalım ister çalışan, önce kendimize şu soruyu sormaktır:

Ben, bana emanet edilen hakkı ne kadar koruyorum?

Çünkü kul hakkı, affı en zor olan haklardan biridir. Ve çoğu zaman dünyada görülmeyen adalet, ilahi terazide eksiksiz tartılacaktır.

Son söz niyetine:
Emek, sadece kazanılan para değil; taşınan bir vebaldir. Ve o vebalin hesabı, ne bordrolarda ne de sözleşmelerde, asıl olarak vicdanlarda yazılır.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum