KAR SENFONİSİ
01 Ocak 2026, Perşembe 19:34
Hoş geldin 2026, sevinçlerle üzüntülerle kırgınlıklarla yaşamın olmazsa olmazlarıyla bir yılı daha geride bıraktık, yeni yıl valizimize bolca beklenti yükledik, sevdiklerimize mesajlarımızı iyi dileklerle süsledik, eskisi gibi bir zarfa simli yılbaşı kartlarını koyup zarfı katlarken zarfın günler sürecek yolculuğunu beklemiyoruz artık, bizi noel babaya inandıran zihniyeti çoktan sildik, geyik arabasıyla yıldızların arasından geçip gelen noel babadan bacamızdan içeriye hediye gelmeyecek uyandık bunun farkındayız, biz kaderimizi güzelleştirecek dualarla özümüze yabancı değiliz.
Çocukluğumuzda şömineli sobaların etrafında karı izlerken, bir taraftan kardan adam yapmak için bir havuç, gözleri için iki kömür ve çocukluk bu ya üşümesin diye rengarenk atkı hazırlardık, güneşle birlikte yok olmasın diye her gece gökyüzüne bakardık…
Bir tanesi diğerine benzemeyen eşsiz kar taneleri en büyük mucize bana göre, kainatın eşsizlik üzerine kurulduğu düzenin ispatlarından yalnızca biri, tıpkı bizi biz yapan parmak izimiz gibi..
Yere düşer düşmez aynılaşan kar taneleri, altında buzu saklarken bize tecrübenin önemini anlatır, o güzel çocuk koşar durur ta ki karın altında sakladığı buzun farkında olacağı belkide yere düşerek hayatı öğreneceği işte o an tecrübenin tanımını yapabilir…
Erzurum’da üniversite eğitimimi tamamladım, karlar şehrinde yürümek , eksi kırklarda elimizde defter başımızda bere sabah sekiz dersine yetişme telaşımızla yollardaydık, çatılardan aşağı sarkan buzların altında yürürken hayatını kaybeden insanlar vardı, dolayısıyla kaldırımlar buzların, caddeler araçlarındı, kıyıda köşede açtığımız yollarda fakültemize yürürdük, kampüsümüz bir başka güzel olurdu, ağaçlar beyazı tutarken dallarında rüzgarla birleşince donardı kirpiklerimiz ,eldivenden kalemlerimiz vardı öğrenci çantalarında, o kadar gençti ki adımlar hangi kar engelleyebilirdi ki aşkla yola düşmüş bu gençleri, sessizdi şehir kar sessizliğine bürünmüş kulakları ses dalgalarına sağırlaştırmıştı, yeri acımasız kayganlıkta işleyen kar yeryüzüne inerken ise öylesine nahif, öğrencilerin saçlarına tane tane düşerdi incitmeden tellerini, toka olurdu bu güzel yüzlere , bazen eller tutamazdı şemsiyelerini, akşam soğuğu dizleri bir bıçak gibi kesmeye and içmişti sanki, her adımda kıvrılmadan alınan yolu bacaklar bir damarda biriktirirdi dondurarak anıları, yıllar sonra çözülebilsin diye belkide, genç şair adayları soğukta olsa ilhamın emrine boyun eğerdi, kar fırtınalarını dizeleriyle engellemeye çalışırlardı, zordu yürümek buzlu yollarda eksilerin insafsızlığında zordu bir kitabı elde tutabilmek, bazıları koltuğunun altına, bazıları çantalarının bir kenarına zorla sıkıştırırlardı kitapları, karlar ülkesiydi bu şehir yürümek yürek isterdi, yürüyemeyenler açmadıkları valizleriyle çoktan dönüş yolunu seçmişlerdi, bazen gökyüzü maviliğini beyaza bırakıyordu yer ve gök tek renkle kaybediyordu ilmin genç yolcularını…
Biliyorduk bir gün bitecekti bu senfoni…
Yahya Kemal Beyatlı’nın Kar Musikisi şiirinde dediği gibi;
Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu
Bir kuytu manastırda dualar gibi gamlı
Yüzlerce ağızdan koro halinde devamlı
Zihnim bu şehirden bu devirden çok uzakta
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkda
……………
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.



Yorumlar
Mehmet Han gület
02-01-2026 00:05Emeğine ve Yüreğine sağlık çok güzel başarıların devamını diliyorum.